SÜNNET VE HADİS

Bu sayfayı word dosyası olarak indirmek için tıklayınız.
Hadisler Hk. Temel Bilgiler sunumu için tıklayınız.

GÜNÜMÜZ HADİS TARTIŞMALARI 

Kıyamete kadar dinini korumayı vadeden Yüce Rabbimiz’e hamd, ümmetini hadislere güvenmeyip Kuran-ı Kerim’le yetinmeye çağıranlara karşı uyaran Sevgili Peygamber Efendimiz’e (sav) ve Cenab-ı Hakk’ın, Resulü’nün sünnetini muhafaza için seferber ettiği ve bu yolda muvaffak kıldığı ümmetin geçmiş nesillerine salat ü selam olsun.

Bu Sayfanın Amacı: Günümüzde hadislerin güvenilirliğini tartışmaya açarak hadisler hakkında tereddüt ve şüpheler uyanmasına sebep olan meseleler hakkında ülkemiz hadis akademisyenlerinin ortaya koyduğu ilmî cevapları derli toplu bir şekilde sunmak. Böylece yanlış bilgi yahut muğâlatâlar (yanıltmaca) yoluyla dinimizin temel kaynaklarının güvenilirliği ve korunmuşluğu hakkında şüpheler yayan ve bu kaynakları itibarsızlaştırmaya yarayan iddiaların ilmî temelden mahrumiyetini göstererek insanımızın doğru bilgiye sahip olmasına inşallah mütevazi bir katkıyla da olsa vesile olmak.

Bazı tespitler:

1)      İnsan, fıtrî olarak, ufak bir ihtimal dâhilinde de olsa, büyük bir zarar edebileceği bir risk almaktan çekinir. Allah Teâla’nın bazı ayet-i kerimelerde bu duyguya hitap ettiği görülmektedir (ör. “Öyleyse doğru yolda veya apaçık bir sapıklıkta olan ya biziz ya sizsiniz.” Sebe 24; “De ki: "Baksanıza, eğer Allah beni ve benimle beraber olanları öldürse yahut bize merhamet etse, kâfirleri acı bir azabdan kim kurtarabilir? Mülk 28). Dini hurafelerden temizliyoruz diyenler ya hurafe diye din bünyesinin sahih unsurlarını söküyorlarsa? Kuran’dan büyük kopuş yaşanıyor diyenler ya sünnetten büyük bir kopuş yaşayarak, sonunda bu şekilde, Kuran’dan gerçekten büyük bir kopuş yaşar ve yaşatırlarsa? Ya Peygamber Efendimizin (sav), edep mahrumu bir takım insanların ileride çıkıp sadece Kuran’la yetinme çağrısı yapmalarına karşı ümmetini uyardığı hadis-i şerif, düşündüklerinin aksine bir hakikatse? Bu yapılan tahribatın vebalini kim göze alabilir? Dolayısıyla ihtiyat, teenni, hakikatin peşinde olma esas olmalı, aceleci söylemlerden, muğalatalara dayalı yanlış yönlendirmelerden sakınılmalıdır. 

2)      Rabbimiz (cc) emanetlerin mutlaka ehline verilmesini emretmiştir (Nisa 58). Madem hadis konusu bu kadar hassasiyet taşıyor, elbette bu konuda konuşanların ya işin tam ehli kişiler olması yahut tam ehil insanların fikirlerini araştırmaları gerekir. Ancak nedense hadislere mesafeli yaklaşanların, fikirlerine müracaat ettikleri insanlar hadisçilerden ziyade tıp, felsefe, tarih yahut hadis dışı diğer İslâmî ilimler uzmanları. Öte yandan, geçmişte olduğu gibi günümüzde de ortaya atılan hadis karşıtı tüm tezlerin cevaplarını hadis âlimleri ilmî olarak, en tatminkâr şekilde vermişlerdir. Zaten bu sayfa da hadisçilerin bu yöndeki ilmî gayretlerini özet olarak sunmayı hedeflemektedir. Aşağıda tahlil edilen iddialara bakıldığında ise bu iddiaların ne kadar sığ olduğu, bilgi eksikliği, yanlış bilgiler ve zihin çelici muğalatalar üzerine kurulduğu görülmektedir. Peki, basit bir soru soracak olursak, bu konularda konuşacak ilmî yetkinliği kendinde görenler, çok değil, acaba bir Sahih-i Buhâri’yi, oradaki hadis sanatının inceliklerini anlayarak  baştan sona aslından okuyabilmişler midir? İlmî donanım kazanmak bu kadar basit midir?

Bu Tartışmalar Nereden Çıktı ve Hangi Amaca Hizmet Ediyor? : Günümüzde ortaya atılan iddiaların, İslam tarihinin ilk dönemlerinde özellikle Mutezile tarafından tartışıldığı bilinmektedir. Ancak Mutezile’nin tarih sayfasından kaybolmasından geçtiğimiz son 3 asırda oryantalizmin ortaya çıkışına ve bu iddiaları tekrar dillendirmeye başlamasına kadar İslam dünyasında hadis karşıtı bir akım olmamıştır. Günümüzde Hindistan ve Mısır’da 19 ve 20. yüzyıllarda sömürgeci ülkelerin işgali sonrası ortaya çıkan, kültürler arası savaş Müslümanları dinlerinin temel kaynaklarına karşı güvenlerini sarsmak üzerinden yürütülmektedir. Sünnetsiz İslam arayışları konulu Prof. Dr. İsmail Lütfü Çakan’ın aşağıda verilen yazısı bu kapsamda mutlaka okunmalıdır.

İddialar ve Tezahürler: Hadislerin korunmuşluğuna yönelik şüphelerden başlayıp hadisin dinimizin temel bir referansı olarak hücciyetini redde kadar uzanmaktadır. Fikir vermesi açısından bazı örnekler şunlardır:

Kader inancının, Kuran-ı Kerim dışında mucizelerin, kabir ahvalinin, miracın, şefaatin inkarı; kadınların özel hallerinde de ibadet edebilecekleri, erkek kadın el ele tutuşmanın Kuran’da yasaklanmadığı ve dinimize Kuran-ı Kerim’de olmayan haramların eklenmemesi gerektiği, Allah Resulü’nün masum olmadığı, tek referansın Kuran olduğu, Emevilerin hadis âlimlerine zorla hadis uydurttuğu, Allah Resulü’nün Kuran-ı Kerim dışında vahiy alamadığı, verdiği gaybî haberlerin uydurma olduğu, tabii kudsî hadis diye birşeyin de bu nedenle olamayacağı, ahir zaman alametleri, Hz. İsa’nın nüzulü gibi hadislerin inkarı, rivayetlerin (“hadis” kelimesi özellikle tercih edilmez) vahyi (vahiy de sadece Kuran’la sınırlanır) gölgelediği, geçmiş ulemanın da buna göz yumduğu (bu nasıl bir ulema), böylece ümmetin asırlar boyu Kuran’dan büyük bir kopuş yaşayarak hurafelerle dolu uydurulmuş bir din (!) yaşadığı (akla ziyan bu iddianın cüretkarlığı ve ilmî temelsizliği bir kenara Cenab-ı Hakk böyle büyük çaplı bir yoldan çıkmışlığa nasıl müsaade etmiştir??), İmam Buhari’nin bir sahtekar olduğu, hadislerin yazılmayarak kulaktan kulağa asırlar ve nesiller boyu nakledilmesi dolayısıyla pek çoğunun zâyi olması (diğerleri gibi, bu iddianın da temelsizliği  aşağıda açıklanacak), namazın ve diğer pek çok ibadetin Yahudi ve Hristiyanlardan alınmış olduğu, hadislere metin tenkidi yapılmadığı, sahabenin o kadar da masum olmadığı, içlerinden Allah Resulü’ne (sav) yalan haber isnad edenlerin bulunduğu, hadisler içinde Kuran’a, akla, ilme aykırı ve diğer hadislerle de çelişkili pek çok hadisin olduğu (bu aykırılık iddiası son derece sübjektif olup kendilerince kader inancı ve Kuran dışı mucizeler gibi pek çok konu Kuran’a aykırıdır), hadislerin zan ifade etmesi, dolayısıyla dinin zan üzerine kurulamayacağı (masum görünüşlü diğer bir muğalata), vb…

Tartışmaların Zararları:

1)      Müslümanların birliğinin ve kardeşliğinin zedelenmesi: Hurafelere esir olmuş hasta bir toplumu aydınlatarak kendilerince önemli bir görev yapanlar fikirlerini kabul etmeyenlerle sürtüşme içerisine girerek, asıl enerjileri İslam’ın güzelliklerini insanlara anlatacak yerde birbirleriyle ilmen yetersiz oldukları ve yanlış bilgilerle beslendikleri meseleler yüzünden kardeşliklerinin zedelenmesi

2)      Entelektüel kapasitenin heba olması: Sünnetin ümmeti iktisâdî, idârî, içtimâî, kısaca hayatın her sahasında inşası için hadislerin günümüz diliyle yorumlanması, günümüz meseleleriyle irtibatlandırılarak Müslümanlara her sahada çözümler sunması için harcanacak entelektüel mesai ve kapasite, muğalata ve gerçek dışı bilgilerle beslenen kısır tartışmalarda tüketilmektedir. Diğer bir ifadeyle, hadislerin bizi eleştirmesine izin verilmemekte, kafa yorulmamakta, bunun yerine biz hadisleri eleştirmeyi tercih etmekte, buna kafa yormaktayız.

3)      Dînî otorite boşluğu: Referans kaynaklarının itibarsızlaştırılması ve süregelen tartışmalar, dinin toplum nezdinde ağırlığını kaybetmesine sebep olmaktadır. İnsanlar sanki dinî kaynaklar güvenilmez ve temel meselelerde bile uzlaşı sağlanamıyor izlenimini alarak dine karşı kayıtsız kalabilmektedir.

Arka planı anlamak ve büyük resmi görmek için genel bazı okumalar: (dört yazının linkleri mevcuttur)

1)      Prof. Dr. İsmail Lütfü Çakan: “Sünnetsiz İslam Arayışları”

2)      Prof. Dr Cemal Ağırman’ın yazısı: “Ne Oluyoruz?!”

3)      Prof. Dr. Yavuz Köktaş "Hadislere Akılcı Yaklaşım" (hadislere şüpheci yaklaşımının sebeplerini 25 maddede özetleyen mutlaka okunması gerekli bir yazı)

4)      Prof. Dr. Saffet Sancaklı: "Hadis İnkarcılığı" (bu değerli kitapta konu bütün yönleriyle ele alınmış, anlaşılır, özet ancak son derece doyurucu şekilde itirazlar cevaplanmıştır.)
5)      Doç. Dr Ahmed Ürkmez: “Teori İle Güncel Arasında Hadis/Sünnet İnkârı” (akademik makale olmakla beraber yazı anlaşılabilir ve kısa tutulmuş, güncel durum yansıtılmaya çalışılmıştır.)

Koltuk hadisi: "Şunu iyi biliniz ki bana Kur'an-ı Kerim ile birlikte onun bir benzeri de verilmiştir. Dikkatli olun koltuğuna kurulan tok bir adamın size: 'Sadece şu Kur'an lazımdır, onda bulduğunuz helali helal, haramı da haram kabul ediniz yeter.' diyeceği günler yakındır..." (Ebu Davud, Sünnet, 6, İmare 33; Tirmizi, İlim 10) Sünnet karşıtı yaklaşımın edep noksanlığı ve üslup bozukluğu koltuğuna kurulan tok adamın haliyle tasvir edilmektedir.


Sünnetin Korunmuşluğunun Mantıkî Zaruriyeti: 

Hadisler hakkında ortaya atılan her bir itirazın ilmî cevabını tam olarak bilemese dahi, her Müslüman sünnetin korunmuşluğunu aşağıdaki iki mantıkî delil ile rahatlıkla cevaplayabilir.

1) Peygamber Efendimiz'e (sav) itaat emri: Eğer hadisler korunmasaydı, Kuran-ı Kerim’de bu emirle mükellef olmamız ve kıyamette bu hususta hesaba çekilmemiz ilâhî adalet ve hikmetle asla uyuşmazdı. Bu yöndeki ayet-i kerimeler işlevsiz ve manasız kalır, sadece sahabeyi bağlar, sonraki nesillerin bu konuda mazur sayılması gerekirdi. Elbette böyle bir hal düşünülemez.

2) Kuran Kerim'in tefsire ihtiyacı: Eğer hadisler korunmasaydı, Kuran-ı Kerim’in lafzen korunmuşluğu pek bir şey ifade etmezdi. Çünkü bu durumda Kuran mânen korunmamış olur, keyfî tevillere maruz kalırdı. Hadis-i şerifler Kuran’ın güvenilir muhafızıdır. Hadisler devre dışı bırakıldığında, Kuran ayetlerine günümüzde olduğu gibi yanlış manalar yüklenebilir.

Hadisler Bize Nasıl Ulaştı?

Tarihte hiç bir insanın söz ve davranışları Peygamber Efendimizinki (sav) gibi kayıt altına alınarak muhafaza edilmemiştir. Gerek sahabe neslinin, gerek sonraki nesillerin sünneti kayıt ve muhafaza yolunda şevk ve gayretleri ve bu sahada geliştirdikleri usul ve esaslar biraz incelendiğinde insanı hayran bırakacak seviyededir. Kendisine uydurma hadislerin doğurduğu sıkıntılar dile getirildiğinde Abdullah b. Mübarek’in “Cenabı Hakk onlara karşı hadisleri muhafaza edecek dâhiler yaratır.” sözünün işaret ettiği gibi, Kuranı Kerim’i insanlar yoluyla muhafaza eden Yüce Rabbimiz, Resulü’nün mirasını da yine bu sahaya ömürlerini adayan kullarını seferber ederek muhafaza etmiştir. Hadis ilimleri, ravilerin biyografileri gibi sahalarda ortaya konan devasa hadis literatürü bu olağanüstü çabanın mahsulüdür. Sadece bu ümmete mahsus olan haberleri aktarmada isnad sistemi, kıymeti hakkıyla bilinemeyen değerlerimizdendir. Bir hadisin çok sayıda farklı geliş yollarını (rivayetlerini) mukayese ederek hadis naklinde meydana gelebilecek beşerî hataları (unutma, yanılma gibi) ve bu hataları yapan ravileri senedin hangi tabakasında olursa olsun hatanın izini sürerek tespit,  hadislerin illetlerini (gizli kusurlarını) araştıran âlimlerin insanı hayrete düşüren ince tetkiklerini göstermektedir. Râvîlerin olumlu yahut olumsuz değerlendirmelerini yaparken (cerh ve tadil) kendi oğluna yahut babasına güvenilmez diye not verebilecek ciddiyet ve hassasiyet sahibi insanlar üstlendikleri vazifenin hakkını vermişlerdir. Gerek İmam Buhari (örneğin Tarihü’l-Kebir isimli eserinde) gibi erken dönem hadis musannifleri, gerekse İbn Kesir (meşhur tefsirinde pek çok kere) ve İbn Hacer gibi sonraki dönemin hadis âlimleri isnadın yanında hadis metinlerini de değerlendirerek metinlerdeki problemlere dikkatleri çekmiş, bunların olası nedenlerini belirtmişlerdir. Burada ancak kısmen değinebildiğimiz hadis rivayet tarihinde ortaya konan bu fevkalade mesai ve gayreti hakkıyle takdir edebilmek de ancak hadis tarihi ve usulüne ciddi bir aşinalık ile mümkün gözükmektedir.

Rivayet-Hadis Ayrımı:
Günümüzde “hadis” kelimesinin gönüllerdeki saygınlığından dolayı, bu kelime yerine “rivayet” kelimesinin yoğun biçimde kullanıldığı dikkat çekmektedir. “Rivayet edebiyatı”, “rivayet kültürü” gibi daha önce bilinmedik, duyulmadık yeni tabirler icat edilerek tedavüle sokulmaktadır. Rivayet sanki zayıf hadis anlamına geliyormuş gibi bir algı insanlarda böylece oluşmakta, rivayetlerin reddi bir rahatsızlık oluşturmamaktadır. Halbuki bu tamamen bir algı yönlendirmesidir. Peygamber Efendimiz’e nispet edilen söz ve fiillere hadis denirken rivayet ise bir hadisin nakline, farklı geliş yollarına verilen isimdir. Mesela bir hadisin Buhari’de 3, Müslim’de 4 farklı rivayeti varsa bu şu demektir: Aynı hadis metni, 3 farklı yoldan Sahih Buhari’de, 4 farklı yoldan Sahih Müslim’de yer almaktadır. Yani, kısaca, bir hadisin farklı rivayetlerinden söz edilir. Kestirme olarak direk hadis yerine bazen rivayet kelimesi kullanılsa da asıl olan kullanım bahsettiğimiz üzeredir. Asla günümüzde olduğu gibi “hadis” kelimesi yerine bilinçli bir şekilde sürekli “rivayet” kelimesinin ikamesi, böylece “rivayet edebiyatı” gibi duyulmadık tabirler üretme iyi niyetli bir yaklaşım olarak izah edilemez.

Aşağıdaki başlıklar hakkında bilgilere linklere tıklanarak ulaşılabilir:

Kuran Dışı Vahiy Veya Sünnet-Vahiy İlişkisi
Suistimal Edilen Bir Yöntem: Kuran'a Arz 
Hadislerin Yazıyla Korunması

"Din zan üzerine bina edilmez" iddiası
Hadislerin Sayısı
Kuranı Kerim dışındaki Mucizelerin Reddi

Hadislere Yönelik İtirazları Cevaplayan Okuma Listesi

Tartışılan Bazı Hadisler Hk. Çalışmalar

Hadis Usulünü anahatlarıyla tanıtan kısa bir video için tıklayınız.